14 Kasım 2009 Cumartesi

Bir küçücük kız çocuğu bak, duruyor orada hala...


Ben eskiden komik bir insandım, ince esprileri olan, istediği herkesin taklitini yapabilen, üstüne bir de danslı minik kabareler düzenleyen(ev ahalisine tabi).

Hatta bababım en büyük hayaliydi tiyatrocu olmam.


Sonradan ben büyüdükçe içimdeki kız çocuğu da benle birlikte büyüdü, gün geçtikçe seyrekleşti ziyaretleri, zamanla hiç gelmez oldu. Bazen pencereden kafasını uzatsa da hemen döner arkasını gider oldu.


Neden mi? Bilmiyorum...Ya dünyanın gidişatından ya da benim gidişatımdan...........


Şimdilerde tekrar gelmeye başladı içimdeki kız çocuğu...

İşten eve döndüğümde ben montumu, çantamı hızla çıkarmaya çalışırken , o, bir bakıyorum dizlerinin üstüne çökmüş Rüya' yla yakalamaç oynamaya başlamış bile, kikirdeyip duruyorlar....


Ahh içimdeki kız çocuğu, hoşgeldin.


Nasıl da özlemişim...

13 Kasım 2009 Cuma

Soğuk taş...

Bakıcımız sabahları geldiğinde benim telefonumu çaldırır kapıyı açmam için, Rüya uyanmasın diye..
Sabah herzamanki gibi çaldırdı telefonumu, kapıyı açmaya gittim..
Açmamla şok olmam bir oldu..
Kucağında Rüya...Bana bakıyorlar...
Hiçbirşey diyemedim, gözlerimden anladı zaten, konuşmama gerek yoktu soru işaretlerini görmek için...
- Otobüs durağına kadar inmiş, arabaların altında kalıyordu, zor kurtardım... dedi.
Arkamı döndüm ve verandanın kapısını açık bıraktığımızı farkettim, ordan çıkmış...
Yere çöreklendim, kucağıma bile alamadım kızımı, şokumdan...
Kapının önüne çıktım kilittaşlı yola yüzüstü sereserpe yattım, taş içimdeki acıyı çeksin diye...
İki kişi karşılıklı geçmiş , midemle kalbimi öldüresiye sıkıyorlar gibi bir his bu....
Birşey olsaydı bende ölürdüm diyorum sürekli kendi kendime...
Ulaşı arıyorum hemen, geliyor...
-Nasıl bırakırsın kapıyı açık? diyorum..
-Nolcak yaa diyip gülüyor....
Sinirimden ölmek üzereyim ben asıl....Bir de vicdan azabından....
Gözlerimi açıyorum...
Saat 07:10
Sıcacık yatağımda enfes bir uyku çekmişim...
Off rüyaymış desemde hala etkisindeyim....

12 Kasım 2009 Perşembe

Hasta olmasın diye...

Çiçek demeyi öğrendi haspam.
Sırayla ben söylüyorum o tekrarlıyor; Baba, dede, gel, kedi, çiçek, Ulaş...Araya çaktırmadan anne yerleştiriyorum ki o gazla söyleyiversin diye, ama o söyleyebildiklerinden birini seçip yerleştiriyor ağzına, demiyor...
Bir iki kere duyanlar oldu anne dediğini, ben de duyduğum halde öylesine çıkan bir kelime olduğunu biliyorum, demiyor.

Geçenlerde bloglarda bi kuşburnu pulpu yararları konuşuluyordu, kimdi, ne demişti, nasıl yedirilecekti bulamadım.Aldım da...yardımcı olunuz lütfen...yoksa marmelat yapıcam valla..


Hımm bir de demeden geçmeyeyim, Trabzon hurması; yararları saymakla bitmez, özellikle çocuklar için bağışıklık güçlendirici, şimdi mevsimi, salı günü pazardan aldım yumuşaklarından, dün kocamanını hüplettik Rüyayla, çok sevdi..-fotosunu çektim ama aktaramadım, Rüya dışında çektiğim bir fotoydu,tüh:))-
Bir de balkabağı çorbası yaptım, onun da mevsimi şimdi....Çok yararlı..Gdo' lar gelmeden bol bol yenmeli.


11 Kasım 2009 Çarşamba

Üstüme iyilik sağlık...

Bana bişi demeye çalışmıyodur di mi?:)))

Yok yok "Kaç yaşındasın Rüya?" sorusuna yanıt veriyor yavrum:)))

10 Kasım 2009 Salı

2 tabak pırasayı mideye indirip, üstüne bir kasede pudingi hüpletmiş olması sanki dünyanın en güzel yemeğini ben yemişim gibi tokluk yapıyor tüm bünyeme.

Taklit yapmalar, numara yapmalar, inatlaşmalar, istediği yapılmadığında dizlerine yumuşak bir yer bulup yere kapanmalar büyüyorum ben demenin sessiz göstergeleri bence....Dün gündüz uykusunu atlamasına rağmen, oyun devam etse sabaha kadar oynayacak kızarmış gözlerini umursamadan.

Ben küçükken yumurtanın sarısını severdim o beyazını seviyor...Birşeyi de bana benzemesin bari, napalım katlanırız:)))
Sabah 07.45 civarlarında uyandı, poposuna pış pış yaptım, yine gözlerini kısarak uyuma numarası yaptı, emziğinden çıkan ses arttığında uyuduğuna kanaat getirip hazırlanmak için kendi odama gittim, aradan 10-15 dakika geçtikten sonra üstünü örtüp kapısını da çekmek amacıyla yanına gittiğimde faltaşı gibi açık gözleriyle bana bakıyordu...Gülümsedim...Kalktı kucağıma zıpladı....İşte ondan sonra ayrılmak zor oldu...

09 Kasım 2009 Pazartesi

İstanbul

Cuma akşamı gecikmelide olsa çıkabildik yola, arabamızın lastiğinin patlaması dışında iyi bir yolculuktu... Asıl amacımız neydi İstanbula giderken; arkadaşımın nikahına gitmek,bırakın nikaha yetişmeyi, gelinle damadı görebildiğime sevindim ben:)) Bağdat caddesinin arka sokaklarına park ettiğimiz arabamızı bulmamız epey zamanımızı almışken, benim hız delisi kocamın nikah dairesini geçip nerdeyse İzmit'e kadar ilerlemesinin ardından takı törenine yetişebildik nihayetinde.

Ama deniz kokusunu aldım, bostancı sahilinde balığımı yedim, Rüyanın da enfes bir balık çorbasını mideye indirmesiyle değmeyin keyfime...
Pazar sabahı bi kuş sütünün eksik olduğu açık büfe kahvaltı da unutturdu yaşanan aksilikleri,
Arkalı önlü döndüğümüz arkadaşlarımızla verdiğimiz molalar, bu haftasonun adının "çok güzeldi" olmasını sağlayan son güzellikti.

06 Kasım 2009 Cuma

Nazar boncuğu..


Tam dibimde, 1 adım önümde...

Babaannesinin evinde..

Banyonun önündeki paspasa takılmasıyla portmantonun köşesine kafasını çarpmasını gözümle gördüm...

Hiç birşey yapamadım...

Akabinde buz ve ve merhem sürdük...

Şimdi gözüne gelmedi diye şükrederken, o an nasıl tutamazsın çocuğu, hem de kafasını vurdu diye kendime söylendim durdum, içine birde küfür ekledim afilisinden....

05 Kasım 2009 Perşembe

ah kuzum..

Yazılar kalsın, hatıra kalsın, büyüyünce okuduğunda yüzünde kocaman bir gülümseme kalsın, eğer birgün ben olmazsan aramızda kopmayan bağ olsun, ilerde senin de bebeğin olduğunda acaba ben ne zaman yürüdüm anne? diye sorarsan cevabını kesin alabilesin diye, ne kadar hayatımı aydınlattığını, hayatta en çok seni sevdiğimi bil diye, her sabah ilk işimin senin gelişmelerini yazıya dökmek olduğunu bil diye yazıyorum buraya.
Ama....
Ama, gözlerinin karasının kalbime nasıl bir ışık verdiğini,
uyumaya gittiğimizde numaradan gözlerini kapatıp ağzını açtığındaki duygularımı,
ufacık bir olay karşısında yaptığın mimiklerini,
yürüyüşünün endamını,
yemek yerken sevmediğin birşey olduğunda tükürürken, ben gülmemek için kızıyormuş gibi yaparken benim surat ifademi,
Koltuğa tırmanırken bacağını atışındaki herzamankiliği,
çiş derken, sinek kovarken, düt düt derken çıkardığın dii sesinin vurgusunu,
heyecanlandığında bacaklarını sopa gibi yaptığındaki halini,
dans edişini,
yan yan bakarken gözlerinin halini,
sarılırken minicik ellerinle sırtıma pıt pıt yapışındaki sıcaklığı,
benim canımı acıttığında ağzını açıp öpecekmiş gibi yapıp ,öpmeyi bilmemeni,
birşeyi yaparken zorlandığında çıkardığın "ihş" sesinin nasıl hoşuma gittiğini,
kahkahanın o muhteşem tonunu,
birşeyi mama sandalyenenin masasına koymamı istediğinde işaret parmağının o halini,
çenenle gıdığının arasının nasıl yumuşak, nasıl tatlı öpüldüğünü,
seni hoyratça severken senin nasıl mest oluşunu,
numaradan ağlarken ağzının o uzatılmış ve yuvarlak halini,
kokunu,
ve yüzlerce soyut,anlatılmayan anları,
Nasıl anlatayım?
Anlatamıyorum bebeğim,
Unutulurmuymuş ki....
Her şeyi unutsamda sevgim yeter...
Tek unutulmayacak şey;
Sevgim...Tarifi mümkün olmayan his....